1.Hahta makale özeti Suat UNGAN
Türkçenin Yazı Dili Oluşum Sürecinde Karşılaştığı Bazı Tutumlar
Ulu
bir tarihe sahip olmak, var olmak için dilin korunması gerekir. Dil, kimliği
yaşatmak için olmazsa olmaz bir unsurdur çünkü dil kimliği yansıtır. Bireyin kimliğini
ve kültürel mirasını gelecek nesillere aktarılabilmesi dil ile gerçekleşir. Bu
miras gelecek nesillere yazı dili ile aktarılır. Türk yazı dilinin hangi
zamanda kullanıldığı net olarak bilinmemekle beraber çok eski zamanlara
dayandığı düşünülmektedir. Bilinen en eski yazılı belgeler Köktürkler
döneminden kalmış, yazı taşı ve çeşitli nesneler üzerine yazılmış metinlerdir.(Orhun
Yazıtları, Yenisey Yazıtları). Bu yazıtlar ile yazı dili edebi bir nitelik
kazanmıştır. Böylelikle Köktürk dönemindeki yazı dilinin edebi bir nitelikte
olduğunu görüyoruz. Orhun ve Yenisey yazıtları, Türk yazı dilin başlangıcını
miladın ilk asırlarına kadar uzandığını bizlere göstermişlerdir.
Türklerin
İslamiyet’i kabul etmesiyle Türk dili İslam kültür ve medeniyetinin gölgesinde
kalmıştır. Aslında İslamiyet’i kabul etmekle yeni bir döneme başlamışlardır.
Karahanlı ve Hakaniye Türkçesi olarak adlandırdığımız bu dönemde İslami Türk
edebiyatı oluşmaya başlamıştır. Türk dili kabul ettiği dinden etkilenmiş,
edebiyat sahasında kendisini gösterememiş ve Arapça ile çatışmıştır.
Din,
diller üzerinde oldukça etkilidir. Din öğretilerinin yanlış anlaşılmaması için
dilin çok iyi kullanılması gerekir. Özellikle Arapça ’da yanlış anlaşılma
olmaması için dilin kuralları ve sanatlı söyleyişlerin iyi anlaşılması için
çalışmalar yapılmıştır. Türkler bu tarz çalışmalar yapmamışlardır. Türkler savaşçı bir millet oldukları için,
Abbasiler ile tanıştıkları vakit onlara askeri açıdan yardım etmişlerdir.
Askeri açıdan daha iyi olmaları, Türkçenin yazı dili olarak gelişmesini sekteye
uğratmıştır. O yüzden Türkler göç ettikleri İslam’ın yoğun olduğu bölgelerde
devlet kurmuşlar ve askeri yönlerini ön plana çıkarmışlardır. Devlet
kurmalarına rağmen bulundukları bölgenin devlet işleyişine dokunmamışlardır
çünkü halkın çoğunluğu Arap dilini kullanan, Arap kültürünü özümsemiş
insanlardan oluşuyordu. Bu yüzden hem resmi dil olarak hem de edebi dil olarak
kendi dillerini kullanamamışlardır. Bu durumda Arap dilinin etkisinde kalarak
Türk yazı dilinin gelişimi sekteye uğramıştır. Türklerin amacı İslam’a hizmet
etmek olmuş ve yazı dilleri bulundukları kültürel ortamında büyük etkisiyle
gelişememiştir. Bu bakımdan Türk âlimler dahi Arapça eserler vermişlerdir. Türk
âlimleri, yöneticileri hem İslam’a hem de ilime büyük hizmetlerde
bulunmuşlardır. Bu hizmetleri o kadar üst düzeye ulaşmıştır ki dönemlerinin en
kapsamlı ve ihtişamlı kütüphanelerini kurmuşlardır.
Mısır'da Türkler ve Türkçe
Türk edebiyatı Arapça yönünden büyük oranda gelişme göstermiştir. Yüksek bir kesimde bulunan insanlar arasında Türkçe değer görmezken, halk Türkçeyi kullanmaya devam etmiştir. Türkçe kırsal kesimde hâkimiyetini sürdürürken, o dönemin edebi dilinden uzak kalmışlardır. Çünkü anlayacakları şekilde sade değildi. Türkçenin mısırdaki seyrine bakacak olursak, Memluküler zamanında ordu ve saray dili Türkçe olmuştur. Bu sayede birçok diyardan bilgin bu sarayda toplanmıştır. Kadı Darir’in yaptığı Türkçe çeviri, Türkçenin yazı dilinin gelişimine büyük katkısı olmuştur. Yaptığı bu katkı sayesinde Türkçenin bilinçli savunucusu olmuş ve Mısırda etkili olmuştur.
Anadolu'ya Geçişte Farsçanın Etkisi
Türklerin Arapçayı kutsal kabul etmesiyle ve bu dilin çok etkisinde kalmasıyla kendi dillerine ehemmiyet gösterememişlerdir. İşte bu noktada Yunus Emre’nin yeri ve önemi yadsınamaz. O Türkçeyi en iyi şekilde kullanıp, insanlara Türkçenin güzelliğini ve duruluğunu göstermiştir. Bu tutumuyla Türkçenin yazı dili olarak kendisini göstermesine büyük oranda katkı sunmuştur. Türkçenin bu seyri ve Arap diline olan hayranlık nedeniyle Selçuklular zamanında “Ben de varım.” diyebilmesi oldukça zor olmuştur. Sarayda bile dinin etkisi çok yoğunken, Türkçe hor görülmüştür.
Beylikler Döneminde Türkçenin Durumu
Beylikler Döneminde de
durum bu şekilde devam etmiştir. Türkler dil ve kültür ikilemini yaşamaya devam
edip, yazdıkları Türkçe eserlerden ötürü utanç duyar olmuşlardır. Bu kötü
gidişat değişmeye başlamış, Anadolu’nun Türkleşmesi ile halka yönelik bir dil
tercih edilmeye başlanmıştır. Özellikle Karamanoğlu Mehmet Bey yazı dilinde
Türkçenin kullanılmasında son derece etkili olmuştur. Arapçanın etkisinden
kurtulmak istenmiş, kadılar dahi bu duruma yönelik rahatsızlıklarını dile
getirmişlerdir. Anadolu Türk nüfusu artmasıyla Türkçe küllerinden doğmuştur
dini hayatın sosyal hayata sirayet etmesi ile dini öğretilerin öğretilmesi için
halkın anlayabileceği bir şekilde eserler ortaya korunmasını sağladı. Bu
durumda Türkçenin değeri artmıştır beylikler döneminde birçok önde gelen isim Türkçe'nin
itibarı için mücadele etmiştir. Bunların içinden II Murat'ın ilgisi ve hizmeti
büyüktür. Âşık paşa ve Hoca Mesut da halka hitap eden kitaplar yazarak Türkçe
için hizmet etmişlerdir. Bu eserleri Türkçe'nin gelişimine zemin oluşturmuşlardır.
Türkçe'nin edebiyat alanında kullanılmasına öncülük etmişlerdir. Aynı zamanda
da şairlerin bu dili kullanmaktan utanç duyduklarını da belirtmişlerdir. 15
yüzyılda Türkçe için iki güneş doğmuştur. Ali Şir Nevai ve Kaygusuz Abdal. İkisi
de Türkçeye hizmetlerini sunmuşlardır. Hatta Ali Şir Nevai Muhakemetü'l
Lügateyn adlı eseri ile Türkçe'nin üstünlüğünü dile getirip büyük savunucusu
olmuştur. Kaygusuz Abdal Türkçeyi o kadar üstün görmüş ki tarihini Hazreti Âdem’e
kadar dayandırmıştır. 16'ncı Yüzyıla geldiğimiz vakit Mahallileşme Akımını
görmekteyiz. Bu dönemde dil milliyetçiliğini ortaya çıkmıştır. Türkçe için
çalışmalar yapılmıştır. Çünkü bu dönemde de Divan edebiyatı yoğun Arapça ve
Farsça içeriklerin etkisindeydi. Görmekteyiz ki Türkçe her dönemde dinin de
etkisiyle bazı olumsuzlukların etkisi altında kalmıştır. Bütün bu
olumsuzluklara direnip varlığını günümüze kadar sürdürmesini de başarmıştır.( Türkçeye karşı takınılan olumsuz tutumlar paragrafın içerisinde yer almaktadır.)
BENZERLİK ORANI %2'DİR.
Yorumlar
Yorum Gönder